İlknur Güntürk Kalıpçı: “İçimizden biri Atatürk”

İlknur Güntürk Kalıpçı: “İçimizden biri Atatürk”

Uludağ Soroptimist Kulübü ve Nova Okulları ortaklaşa düzenlediği söyleşide İlknur Güntürk Kalıpçı “İçimizden biri Atatürk” konulu söyleşide, Mustafa Kemal Atatürk’ün bilinmeyen yönlerini anlattı.

Nova Okulları Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen “İçimizden biri Atatürk” konulu söyleşide İlknur Güntürk Kalıpçı’nın anlatısı izleyenleri büyüledi. Duygulu anların yaşandığı etkinliğe Uludağ Soroptimist Kulübü Başkanı Tülay Şener ve üyeler ile öğrenci ve öğretmenler katıldı.

İĞDE AĞACI İÇİN DÖKÜLEN GÖZYAŞLARI

Mustafa Kemal Atatürk’ün tarıma, doğaya çevreye, duyarlılığını dile getiren Kalıpçı şunları anlattı:

“Atatürk ‘tamam arkadaşım ben topraklarınızı kurtardım askeri bir Dehayım’ deyip yerine çekilmemiş hemen asker elbisesini çıkartıp sivil elbisesini giymiş ve inanır mısınız sınırlarını hangi sınırın lideri ise o sınırların içerisinde ne var ise ama ne var ise taşından toprağına hepsinin ama hepsinin sorumluluğunu omuzlarında hissetmiştir, onun için Mustafa Kemal bugün dünya lideridir. Nasıl mı?

Atatürk’ü ağlarken tarih çok ender tespit etmiştir. Onca yıllık araştırmacıyım, 7 tespitim oldu. İlki Çanakkale’de topçu atışımız başladığı sırada döktüğü gözyaşıdır, bir diğeri ise hepimizin bildiği bir hikaye ama ben yine de anlatacağım. O günün Ankara’sı kurak, çorak bir köy. Çankaya’dan meclise gelirken yol üzerinde sadece ama sadece bir tek iğde ağacı varmış. ATATÜRK o iğde ağacının önünden geçişlerinde arabasını durdururmuş, inermiş ve o iğde ağacına selam verirmiş. ‘Aman demişler paşam ne yapıyorsunuz böyle?’, ‘Eee o demiş yediğim meyvenin, sığındığım gölgenin, soluduğum havanın bir neferi. En az diğer neferler kadar bunun da selama hakkı var’. Yani ‘niye şaşırıyorsunuz?’ der gibiymiş. Ve bir gün yanında bulunan arkadaşına ‘İşte bu benim…’ derken bir de bakıyor ağaç yok ortada hemen iniyor ‘Ne yaptınız bu ağaca’ diyor. ‘Paşam’ diyorlar ‘yolu genişletmek için mecburduk kestik o ağacı’. ‘Yahu diyor bir tek bana soraydınız bu ağacı kurtaracak bir yolu mutlaka bulurdum’ diyor.  Daha fazla dayanamıyor, arabasına biniyor, şoförünün ve arkadaşının gözü önünde hüngür hüngür ağlamaya başlıyor. Bir tek iğde ağacı için mi dersiniz? Hayır. Çok zor şartlarda kurtardığı bu topraklarda yetişen bir canlıdır ve lideri olduğu için de bu toprakların da o iğde ağacının da sorumluluğu Mustafa Kemal’in omuzlarındadır da onun için.”

ÇINARI KESMEMEK İÇİN TAŞINAN KÖŞKÜN HİKAYESİ

Yalova bir çınar ağacını kesmemek için köşkün 4 metre taşınmasının öyküsünü nakleden Kalıpçı şunları söyledi:

“Yıl 1930 Atatürk Yalova köşküne doğru çıkmakta. Bir de bakar bir bahçıvan koca bir çınar ağacını kesmek üzeredir. ‘Yahu’ der ‘sen hayatında hiç böyle bir ağaç yetiştirdin mi ki? Kesmeye muktedir görüyorsun kendini ve niye?’ der. Bahçıvan der ki; ‘Paşam çınar ağacının kökleri köşkün temelini kaldırdı, yaprakları da köşkün pencerelerine müdahale ediyor. Ya köşkü kaybedeceğiz ya ağacı keseceğiz. Onun için de kusura bakmayın ama biz ağacı kesiyoruz’. Bir an düşünür; ‘Hayır gerekirse köşkü ağaçtan uzaklaştırırız’ der.

Derler ki bugün Mustafa Kemal bir hoş. Ne demek köşkü tutup da ağaçtan uzaklaştırmak? Ama inanır mısınız mühendis değil, mimar değil, ziraatçı değil ama ne yapar biliyor musunuz? İstanbul’daki köprü altındaki tramvay raylarını Yalova’ya taşıtır. Köşkü hiç yıkmadan olduğu gibi tutarak kendisi de kazma kürek temelini kazar ve köşkün altına tramvay raylarını döşeyerek köşkü ağaçtan 4 metre 80 santim kenara çekerek hala Cumhuriyetimiz gibi ayakta durmakta olan çınar ağacının kurtuluşunu temin eder…”

Kalıpçı “Yıl Yıl 1930. Dünya çevre lafını ne zaman etmeye başladı? 1980’den sonra. 1980’den önce, 1930 yılında dünyaya somut bir çevre dersi vermektedir Mustafa Kemal aslında” dedi.

‘BURADA AĞAÇ YETİŞMEZ DENİLEN YER: ATATÜRK ORMAN ÇİFTLİĞİ’

Kalıpçı, Ankara’daki Atatürk Orman Çiftliği’nin kuruluşu hakkında ise şu bilgileri paylaştı:

“Tahsin Coşkan o zamanın genç bir ziraat mühendisi. Atatürk ‘Gel Tahsin seni bir yere götüreceğim fikrini almak istiyorum’ der. Giderler, gösterdiği yere bakar Tahsin Bey. Bataklık, sivrisinek salgını, hayvan leşlerinin olduğu berbat bir arazidir. ‘Ya paşam hayrola’ der.

Atatürk ’Buraya bütün masrafı cebimden olmak üzere bir orman çiftliği yapmak istiyorum’ der. ‘Ya paşam buranın ıslahı ya sizin paranızı tüketir ya da zamanınızı, neden bu kadar mümbit topraklar varken gelip de burayı tercih ettiniz?’ der. Atatürk’ün cevabı Atatürk’çedir. Der ki; ‘Ben en zor olanı yapayım da siz arkamdan kolayları nasıl olsa yaparsınız.” Ne bilsin ki en kolayları bile çabuk yıkabildiğimizi ama, bu arada Tahsin Coşkan “Paşam burada hiçbir şey yetişmez, pek uğraşmayın’ der. Ama dinleyen kim. Der ki ‘Tahsin buraya ziraatçıları getir ve incele bana resmi bir yazı getir burasıyla ilgili’. Biraz sonra Tahsin Coşkan çok mutlu, kendi dediği çıktığı için, üzerinde ‘Burada hiçbir şey yetişmez’ yazılı, altında da ziraatçıların imzasının olduğu bir belgeyi Mustafa Kemal’in önüne koyar. Atatürk biraz mütebbessim okur bu yazıyı. Kaleme alır, bu kağıdın yanına aynen şunları yazar; ‘Burası vatan toprağıdır, kaderine terk edemeyiz.’

Etmez de. Aynı Sakarya savunması gibi akasya savunmasını ele alır, çam ve köknarı oraya; 30 Ağustos olarak tamamlar ve hiç unutmayacağımız bir gün, lütfen hiç unutmayın, tarihte atladık bugünü, 25 Mayıs 1933. Ne yapar biliyor musunuz? Hani 5 Haziranlarda kutladığımız bir gün var, çevre günü değil mi? Çevre günü ne zaman kutlanmaya başladı? 1980’den sonra. Peki 25 Mayıs 1933, Atatürk ne yaptı? İlk Çevre günü kutlamasını yaptı. Hem de bütün Ankara halkını bedava trenlerle buraya getirtiyor, ağaçlar boy vermişler, altında dinlenmektedirler, havuz yapılmıştır, çocuklar yüzmektedirler. Hatta bütün masrafı cebinden ödemiştir ama gelirini de almamıştır, buraya bir fabrika yaptırmıştır, süt ürünleri üretilmektedir, herkes yemektedir. Herkes çok mutlu ama en mutlusu Mustafa Kemal Atatürk.

Nebizade diye bir arkadaşı var, Nebizade’nin kafa çok karışık. ‘Yahu paşam senden başka bir tek kişi burada bir ağaç yetişeceğine inanmadı. Peki sen nasıl anladın burada orman olacağını?’ der. ‘Gel Nebizade gel, şimdi anlatayım sana. Hani Tahsin Coşkan’ın burada bir şey yetişmez dediği günün akşamı tebdili kıyafetle Çankaya’dan kaçtım, buradaki köylülere geldim. Köylüler beni tanımadılar. Köylülere, ağalar dedim burada ağaç yetişip yetişmeyeceğini bana en kolay yoldan nasıl ispat edersiniz dedim. ‘Al dediler’, bana bir testi su verdiler, bir de kazma kürek. ‘Kaz orayı iki gün sonra gel biz sana ne olacağını söyleriz’ dediler. Ah o iki gün Çankaya’da nasıl geçti bir Allah bilir bir de ben. İki gün sonra gittim testiyi çıkardım, testinin içinde su bitmişti, köylülere uzattım. Dediler ki bana ‘ağa testide su kalmamış, toprak su emiyor, bakma bunun üstünün kurak olduğuna, biraz uğraş burada ne ekersen biçersin’. Ve hani Tahsin Coşkan’ın o raporu bana getirdiği gün ben çoktan projeye başlamış epey de ilerlemiştim’ diyecektir.

Dünya lideri olmak öyle kolay değil biliyor musunuz? Hani Atatürk’e kimdi en çok karşı çıkan, evet Tahsin Coşkan’dı. Onu da Atatürk buraya müdür tayin eder.”

ATATÜRK’ÜN ÖĞRETMENE VERDİĞİ DEĞER

Kalıpçı söyleşide Atatürk’ün yanında olan Türk kadınlarına değindi. Atatürk’ün espri anlayışını öğrencileri gülümseten örnekler vererek anlatan Kalıpçı, “Bir yemek sırasında Atatürk’ün dalkavukluğundan hiç hoşlanmadığı bir kişiden masadaki yoğurdu ister. Adam verirken parmağı yoğurdun içine girince Dalkavuk adam ‘Paşam özür dilerim, gözlerim sizden kamaştığı için yoğurda elim girdi’ der. Mustafa Kemal Atatürk de hiç istifini bozmadan ‘Yoğurt yiyecektim, sayenizde cacık yiyeceğim’ der” dedi.

Atatürk’ün öğretmenlere verdiği değer ve öneme vurgu yapan Kalıpçı asıl savaşın cehalete karşı verildiğine dikkat çekti. Nova Okulları Kurucusu Canan Topsakal kürsüye, Mustafa Kemal isimli öğrenciyi çağırarak İlknur Güntürk Kalıpçı’ya sürpriz yaptı. Dünyada Ukrayna ve Rusya arasında yaşanan son savaşa atıfta bulunan Canan Topsakal günümüzde Atatürk’ün ne kadar önemli bir lider olduğunun daha bir öne çıktığına dikkat çekti. Topsakal eğitimin bir ülkenin bütünlüğünü sağlamaktaki rolüne vurgu yaparak öğrencilere akran zorbalığından uzak durmalarını söyledi ve ülkede ve dünyada barışın önemini hatırlattı. Canan Topsakal İlknur Güntürk Kalıpçı’ya ve Uludağ Soroptimist Kulübü Başkanı Tülay Şener ve yöneticilerine teşekkür ederek “İlknur Güntürk Kalıpçı’yı öğrencilerimiz büyülenircesine dinlediler. Kendisini okulumuzda yine konuk etmek isteriz” dedi.

Uludağ Soroptimist Kulübü Başkanı Tülay Türkdal Şener ise “Atatürk’ü sadece sözleriyle anlatmayan her cümlesinde ona inancını ve sevgisini yaşayan ve size yaşatarak yüreğimize dokunan İlknur Güntürkün Kalıpçı Hocamızın yüreğine, emeğine sağlık. Geleceğimizin kıymetli bireylerini yetiştiren Nova Fen ve Anadolu Lisesi’nin kurucusu Canan Topsakal’a öncelikle eğitimde; sonrasında öğretimde oluşturduğu kaliteli eğitim ortamı için kendisine takdirlerimizi iletiyor; bize kapısını açtığı içinde kulübümüz adına teşekkür ediyoruz” dedi.